Küçükken Fifa oynarken hep kendi kendime spikerlik yapardım. Hatta bir ara bilgisayara mikrofon bağlamıştım. Sanki gerçekten spiker benmişim gibi. Şimdi olsa yine yaparım, çok severim ben spikerliği. Şimdi düşündüm de spikerlik gerçekten çok zor bir iş yahu. Özellikle futbol spikerliği. Durmadan konuşuyorlar, 45 dakika boyunca hiç durmadan. Felaket birşey. Sadece konuşmakla da kalmıyorlar, 30. dakikadan sonra çok fazla konuştuğu için beyin kabuğunda meydana gelen hasardan dolayı oyuncuları karıştırıyorlar. İlginçtir, durumu yine o hasar gören beyin kabuğu toparlıyor. Örnek verelim hemen;
Alex pasını veriyor, Kezman…(top Kezmanda değil ama öyle sanıyor ve söylüyor)…top bekliyordu ama Alex topu Kazıma verdi.
Fakat bu toparlamadan sonra beyin kabuğu son enerjisini kullandığı için spiker artık omurilikten konuşmaya başlıyor. Refleks yani.
Benim favori ikilim ise Ertem Şener-İlker Yasin ikilisidir. Evet evet Şampiyonlar Ligi spikeri ve Şampiyonlar
ligi çakma yorumcusu. Özellikle Ertem Şener maç sırasında ki verdiği gereksiz bilgilerle( mesela Evra’nın 23 kardeşinin olması), yaptığı garip benzetmelerle (Messi ardarda 4 çalım atınca “Adeta ceylan gibi seke seke rakiplerini geçiyor” demesi.) ve yaptığı gaflarla(Eintracht Frankfurt-Fenerbahçe maçında Semih’in attığı golde defans oyuncusu topu eliyle kesmeye çalışmış fakat başaramamıştır. Ertem Şener dışında herkes Fenerbahçe’nin golüne sevinirken o “Penaltı olması lazım!” demiştir. Ayrıca gol olduğunu anlayınca da “Hem gol, hem penaltı sayın seyirciler.” diyerek omurilikten konuştuğunu kanıtlamıştır.) beynime kazımakla yetinmemiş, ruhama, hatta psikolojime kazınmıştır.
Bir daha söyleyeyim, spikerlik çok zor meslek.