Kişisel
Azrail buralarda galiba
10 Mayıs 2008 • 7 Yorum Kişisel
Azrail bugünlerde yakınlarımda dolaşıyor galiba. Bana işaret veriyor olabilir. Şayet etrafımda ki insanlar özellikle sınıf arkadaşlarım ölüme ne kadar meraklı olduğumu bilirler. Hatta onlara “Onur ismi sana ne hatırlatıyor?” diye sorsalar ya Necati derler yada ölüm derler.
Neyse konumuz son günlerde başıma gelen iki önemli olay. İlk olay ben kendime tost hazırlarken oldu. Tostun arasına domates dilimi koymak istedim. Çıkardım domatesi kestim ve tostun arasına koydum. Geriye kalan domatesi de israf olmasın diye bütün olarak ağzıma attım. O domates tarafımdan çok az çiğnendiği için boğazıma takıldı ve 40-45 saniye kadar nefes alamadım. Çok kötü bir duyguydu.
İkinci olay ise bugün gerçekleşti. Site kapısını açacak kimseyi bulamayınca kapının üstünden atlamaya karar verdim. Kapı 180 cm vardır heralde. Neyse tırmandım kapıya, atlama faslında yerçekimine karşı koyarken ayağım demire takıldı ve kafa üstü betona çakıldım. Belki açı biraz farklı olsa boynum kırılacaktı.
Evet, Azrail etrafımda dolaşıyor bugünlerde. Yarın, öbür gün ölürsem kimse şaşırmasın.
Bugün 28 Nisan
28 Nisan 2008 • 4 Yorum Kişisel
28 Nisan… Çok güzel bir gündür. Bugün Dünya Kardeşlik Günü. Yaklaşık 5-6 sene boyunca, Dünya Kardeşlik Gününü öğrendiğimden beri, 28 Nisanlar benim için biraz buruk geçerdi. Şayet 15 sene boyunca tek çocuk olarak hayatını devam ettirmiş birisi olarak kardeş özlemi içerisindeydim. 28 Nisan 2006 günü kardeşim dünyaya geldi. Dünya Kardeşlik Gününde bundan daha güzel bir doğumgünü hediyesi olamazdı. Yani bence.
Sözün kısası bugün benim doğum günüm, bugün kardeşimin doğum günü, bugün serviste ki Yaseminin doğum günü bugün Pauletanın doğum günü, bugün Saddam Hüseyinin doğum günü, bugün Jessica Albanın doğum günü, bugün Penélope Cruzun doğum günü, bugün Jorge Garcianın doğum günü, bugün Ferruccio Lamborghininin doğum günü.
28 Nisanda doğan herkesin doğum günü kutlu olsun.
Baharı atlasak?
20 Nisan 2008 • 5 Yorum Kişisel
En sevmediğim mevsim bahardır. Özellikle doğum günümün içinde bulunduğu Nisan ayından nefret ederim. Çünkü bahar gelince özellikle Nisan gelince bende anlam vermediğim ve beni sinirlendiren bazı durumlar meydana gelir. Mesela her sabah güneşe çıktığımda en az 3 kere hapşırırım. Sonra sürekli bir burun akıntısı, hapşırma isteği ama hapşıramama, hapşıramadığım için sinirlenme, bir hapşırmanın 7-8 saniyede gerçekleşmesi bunlara örnek teşkil edebilecek seviyede olaylar. Bunlar her sene başıma gelir. O sıcak havada elinde mendille dolaşmak hiç hoşuma gitmiyor. Hoşuna gidebilcek birinide bulamayız sanırsam. Sağlıklı bir hasta gibi ortalıkta dolanıyorum.
Baharı sevmememin bir sebebide burun kanamalarımın baharda tavan yapması. Özellikle hapşırdıktan hemen sonra kanıyorsa ve hapşıma isteği devam ediyorsa yandım. Hani türk filmlerinde olur ya kadın öksürür peçete kan olur, hah işte aynı görüntü benim peçetemde de oluşuyor.
Az kalsın polenleri unutuyordum. Daha doktora gidip kendimi göstermedim ama benim kesin olarak polene alerjim var. Gözlerim kaşınmaya başlıyor, kaşıdıkça sulanıyor, sulandıkça şişiyor, şiştikçe kapanıyor ve en son hiç birşey göremeyecek duruma geliyorum.
Nefret ediyorum bahardan, yaz gelsin artık!
Kaçırılma Sahnesi
29 Ocak 2008 • 3 Yorum Kişisel
Dün akşam babaannemin evine doğru yürürken dört yol gibi bir yere gelmiştim. Yolun karşısına geçecektim fakat sol taraftan gri bir Megane geliyordu. Arabayı geçmesi için bekledim, araba geçtikten sonra da ben geçecektim. Fakat araba tam önümde acı bir frenle durdu. Arabadan 2 kişi birden bire indi. Birden kendimi filmlerde ki kaçırılma sahnesinde buldum. Aniden kulaklıklarımı çıkardım ve bastım deparı. Sonra adamlar benim gittiğim yönle alakasız bir yere doğru gittiler. Gerçekten çok korktum lan.
Tatil?
25 Ocak 2008 • 2 Yorum Kişisel
25 Ocak 2008 uzun zamandır beklediğim bir gündü. Ama beklememem gerekiyormuş. Bu günden itibaren bol sorulu,bol tekrarlı bir ders çalışma programı beni bekliyor. Ülkede çoğu öğrenci 15 gün yatacakları bir tatile girdiler fakat ben bu tatilde hiç çalışmadığım kadar ders çalışacağım. Kavram dershanesine transfer olduğum için prim olarak oldukça fazla ödev verdiler. Teşfik primi verseler daha iyi olacaktı.
Gökçeyle sabah akşam ders çalışırım artık. Zaten onu bırak sabaha kadar ders çalışsın. Keşke bende öyle olsam.
Allahım ben neden tembelim ya?
Tabi tatil olurda karne olmaz mı? O da var. Felsefe dışında hepsi 5 çok şükür. 92,42 puan ortalamasına sahibim. Bu karne benim için çok önemli çünkü aileme bazı açılımlarda bulunacağım.
Geçen sene bütün derslerim 5 olmasına rağmen 91,96 ortalamam varmış. Demek ki bu sene sınavlardan aldığım puanlar daha fazla. Yeri gelmişken belirtmek istiyorum Felsefe kadar gereksiz ve anlaşılmaz bir ders görmedim hayatımda. Nefret ediyorum ya.
Yukarıda “çok çalışacağım, çok yorulacağım, çok böğhğhğ…” dedim fakat o kadar da kötü değil bu tatil. 4-7 Şubat arasında babamla birlikte Kartalkayada olacağız. E bu da bu ders programını çekilebilir yapan tek şey. Günde 5 saat ders allahım bayılazaaaam…
Yeni yıl,yeni tema,yeni ben!
31 Aralık 2007 • 2 Yorum Blogum değişti ya sen?, Güncel, Kişisel
Koskoca bir yıl daha bitmek üzere. Sayılı zaman kaldı. Gerçi zaman her zaman sayılıdır ya neyse. Yeni yılda herkese sağlık, mutluluk, huzur ve benzeri şeyler diliyorum.
Kendime de aşk,para ve çok iyi bir not ortalaması diliyorum. Hatta 5.00 diliyorum. Acaba 2008′e test çözerek mi girsem? Böylece bütün sene ders çalışırım. Gerçi bana “Yeni yıla nasıl girersen sene öyle devam eder.” düşüncesi çok saçma geliyor. Hem kimin yılına göre bu? İstanbulda yaşayan biriyle Muşta yaşayan biri yeni yıla aynı zamanda girmez. Sonuçta yeni yıla bulunduğunuz yerin boylamına göre giriyorsunuz. Adam Türkiyenin saatiyle yeni yıla girerken oturuyordur ama yerel saate göre girdiğinde tuvalettedir. Gerçi Türkiyenin kış saati İzmitin yerel saatiyle aynı fakat bu konuya bir çözüm bulmamız lazım.
Devamını oku »
Çok Hastayım
9 Aralık 2007 • 3 Yorum Kişisel
İnsan 2 saat içinde hasta olabilir mi? Ben oldum. Sabah kalktığımda hiç birşeyim yoktu, çakı gibiydim hatta sabah sabah annemle kavga bile ettim. Gerçi o bağırdı ben dinledim ama işte anladınız siz iyiydim. Yahya Kaptanda otobüse bindikten sonra herşey başladı. Birden kendimi hâlsiz hissetmeye başladım. Cumhuriyet Parkından dershaneye kadar yürüdüm ve o kısa yolculuğum sırasında yedim rüzgarı, yedim rüzgarı. İlk ders Geometriydi, hâlsizliğime bir de baş ağrısı eklendi. Dersler geçtikçe daha da kötü oldum. Dershaneyi terkedesim geldi. Şunları yazarken bile ağrıdan ve hâlsizlikten inliyorum. Anaaam ölüyorum ya.









Son Yorumlar